ELEKTROMANYETİK ŞİKE DÖNEMİ
Magdurlarin kisa hikayeleri
ABD ULUSAL GÜVENLİK TEŞKİLATINDAKİ GİZLİ OPERASYONLAR
Ecevit'e Zihin Kontrolü Mü Yapıldı?
Bu yazı 22 Ağustos 2013, Perşembe 17:43:34 tarihinde eklendi. 174 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Türk Zihin Kontrolü Mağdurları: - Akademya Dergisi

Yüksek Mimar S.Y.K.
Türk Zihin Kontrolü Mağdurları:

2011 yılı Haziran ayında bize gönderdiği bir e-posta vesilesiyle tanıdık kendisini. Akademya Dergisi`nde çıkan ilk yazımız “ASKERÎ SİLAH OLARAK TELEGRAM-ZİHİN KONTROLÜ”nden bölümleri de içine alan bir e-posta idi bu. Mezkûr yazımızda geçen ve Zihin Kontrolü`ne maruz kalan mağdurlarda bedenî ve zihnî olarak görülen tesirlerin birçoğunun altını çizmişti S.Y.K. ve kendisinde görülenlerle uyuştuğunu ifade ediyordu bunların.

Bize gönderdiği e-postanın benzerlerini -Dışişleri Bakanlığı başta olmak üzere- hem resmî mercilere ve hem de Prof. Nevzat Tarhan başkanlığında çalışmalarını sürdüren İDER VAKFI`na (İnsanî Değerler ve Ruh Sağlığı Vakfı) göndermişti. Bu e-postalarda bir yandan kendini tanıtıyor, diğer yandan da uğradığı Zihin Kontrolü işkencesini anlatıyordu detaylarıyla.

S.Y.K., 1975 doğumlu. İTÜ mezunu, annesi emekli öğretmen, babası da emekli subay. Genç yaşına rağmen iş kariyeri başarılı projelerle dolu bir Restoratör Yüksek Mimar hanımefendi.

Hastahâne, mesken, ofis ve alış-veriş merkezleri projeleri yanında; Osmanlı dönemi köşk, konak, cami gibi tarihî kıymeti olan yapıların orijinaline uygun restorasyonları; metro hatları tasarımları; Cibali Tütün Fabrikası’nın Kadir Has Üniversitesi’ne dönüşüm çalışması; Çağlayan Adliyesi tasarımları;  Moskova`da İngiliz Büyükelçilik binası restorasyonu (şantiye şef yardımcısı olarak görev yaptı) ve daha birçok projede görev almış, sahasında gelecek vadeden bir mimar.

Yukarıda saydığımız çalışmalar içinde adı geçen Moskova`daki İngiliz Büyükelçilik Binası projesi, S.Y.K.`ya uygulanan Zihin Kontrolü`nün de başlangıcı olmuş dediğine göre. Bizimle paylaştıklarını, hiçbir değişiklik yapmadan, aşağıda "olduğu gibi" sunacağız okuyucularımızın dikkatine.

Bize  gönderdiği ilk e-postadan sonra, yurtdışında yaşamamız hasebiyle bizzat görüşmemiz mümkün olamayacağından, Türkiye`deki TELEGRAM ARAŞTIRMALARI MASASI`ndan dostlarımızla birebir görüşmesinin uygun olacağını ilettik kendisine. Akabinde, Akademya ve Baran yazarı sözkonusu dostlarımızla yüzyüze görüşmelerinin gerçekleştiğini öğrendik.

Vurgulayalım: Daha başka mağdurlarda da müşâhede ettiğimiz gibi, S.Y.K. ilk kez yurtdışında Zihin Kontrolü`ne maruz kalmasına karşılık, Türkiye`ye dönüşünden sonra da bunun devam etmesi, cihazlı Zihin Kontrolü`nün karakteristiğini göstermesi bakımından önemli bir nokta. Bir diğer ifâdeyle, cihazlı Zihin Kontrolü’nde “mesafe” mefhumu yok. Dünyanın neresine giderseniz gidin, rahatça ulaşabiliyor size.

Bu vesileyle bir “ihtimal”i de paylaşmış olalım: S.Y.K.’ya Zihin Kontrolü uygulanırken çoğunlukla Rusların ve Rusçanın kullanılması, bu tatbikatın ardında muhtemelen Rus gizli servislerinin de bulunabileceğini, Zihin Kontrol Teknolojilerinde ABD’yle yarışan ve bir zamanlar ABD’ye büyük fark atan Rus “Psikotronik Silâhlar”ının kullanılmış olabileceğini de getiriyor ilk elde hatıra. Fakat bu bir “şaşırtma taktiği”, sağ gösterip sol vurmak isteyenlerin bir “kurgu”su da olabilir. Elbette kesinkes bilemiyoruz.

 

ZİHİN KONTROLÜ NASIL BAŞLADI?

Şimdi, S.Y. K.`nın, Türkiye`de sahasında en tanınmış isim olarak, İDER Vakfı (İnsanî Değerler ve Ruh Sağlığı Vakfı) Yönetim Kurulu üyesi Prof. Nevzat Tarhan`a hitaben idervakfi@gmail.com adresine; T.C. Dışişleri Başkanlığı`na hitaben ayuksel@mfa.gov.tr adresine ve yine aynı bakanlığa hitaben strategy@mfa.gov.tr  adresine gönderdigi mesajları paylaşalım sizlerle:

 

- “Sayın Nevzat Tarhan,

Sizinle görüşmek için geldiğim ve ‘rastgele’ görüştürüldüğüm uzmanınız Sabri bey size neyi ne kadar anlatır hiç bilemem. Ben 4 senedir Moskova’da başıma gelen şeyin ne olduğunu anlamak istedim yalnız çok pasif bir şekilde: -Hiç zihnimin kontrol edilebileceğine ihtimal vermediğimden, bu konuda hiç bilgim olmamasından dolayı belki de- hiç araştırma yapmadım, kime başvuracağımı bilemedim… Çaresizdim, nereye başvuracağımı bilemedim, ailem delirdiğimi düşündü, doktora gittim; ilaçla uyuşturuldum… Sorularım o zaman çoktu, şimdi daha çok – unutmaya çalıştığım hâlde. 22 Haziran 2011, Çarşamba sabahı duyduğum İngilizce cümle ve Perşembe sabaha karşı başıma gelen şey beni kendime getirdi. Alıntı yaptığım yazı ise her şeyi netleştirdi:

1. Neden ben? Yalnız yaşadığım için mi? Zaten yaralı (mânen) bir insan olarak gitmiştim, bu doğru. “Nasıl olsa bu zayıf bir kişi, ağzını açarsa ‘hasta’ zaten, kimse ona inanmaz, ilacı dayarlar, şüphe çekmeyiz” diye düşünmüş olabilirler mi? Ve buna buradakiler de göz yumuyor olabilir mi?

2. Benden ne istiyorlardı?

3. Moskova’da bulaştığım o lânet şeyler her kim ya da her ne idiyse, hâlâ devam ediyor olabilir mi şu ânda?

4. Son 4 senedir aşırı şiddetli baş ağrıları çekiyorum, şuursuzca lüzumsuz kelimeler zihnimde dönüp duruyor, kendimle kavga eder hâle geliyorum; bundan aşırı yorgun düşüyorum.

5. Neden Moskova’dan dönerken havaalanında ‘içeriğini anlayamadığım’ Rusça olduğunu sandığım sözlü ve kaba davranışlara maruz bırakıldım.

6. Uçakta arkamdaki koltukta oturup benim omzuma dokunup kalbime sempati gönderen şapkalı çocuk / adam kimdi?

7. Yol boyunca da –bekleme salonunda olduğu gibi- benim Moskova İngiliz elçilik binası restorasyon şantiyesindeki iş arkadaşlarımın ismi zikredilerek konuşmalar yapan (biri erkek, ikisi kadın) grup kimdi ve niye benimle uğraşıyorlardı? Buna nasıl hak bulmuşlardı?

8. Hepsinden ilginci, benim sağ yanımda oturan iki kadın polis, konuşmaları dinleyip, beni süzüp durdular. Ve benim en sonunda sinirden ağlamaya başlamamla, bana hostesin getirdiği su ve ilacı içmem nasıl oldu? Kendi irademle hiç tanımadığım kişilerden ilacı kendi irademle aldım??? Ve rahatladım, böylece uyudum Türkiye’me gelene kadar…

9. Moskova’da yaşadığım apartmanda daha önce de gördüğüm insanlar da uçaktaydı; beni gördüklerinde ‘horaşaya Tureski’ (iyi Türk) diyorlardı. Yani iyi polis, kötü polis, hepsi vardı.

10. Bir akşam üzeri şantiyedeki ofiste otururken, saat 16-17 civarı, zihnimde birileri konuşuyordu, titremeye başladım. Ama dayandım. Çok korktum; iyi saatte olsunlar mıdır bu nedir?? Bana ‘bizi seviyor musun?’ diye soruyordu bir adam? Ses nereden geliyordu, sanki zihnimin içinden???!!!..

Bacağım istemsiz atıyordu. Beynimin içinde ‘gidin, defolun, beni rahat bırakın…’ diyordum…

11. Daha önce kolayca gittiğim, kolay bulunabilecek bir yere gidemedim, kayboldum Moskova sokaklarında; saat gece 9 oldu, 10 oldu, ben hâlâ bir istasyondan çıkıp, başka birine gitmeye çalıştım. Kafam karman çormandı… Bir istasyon çıkışında gördüğüm çocukları başka yerlerde de gördüm. Ellerinde bira şişeleri… Bazıları trende…

12. ‘Başıma kötü bir şey gelmedi’ diyorken, bana bunları yapanların iyi bir şey yapabilme gücü varsa, kötü şeyler de yapabilirlerdi… Ki zaten yapıyorlardı belki de… Bilemiyordum… Namahrem diye bir şey kalmamıştı, kendimi çırılçıplak hissediyordum binlerce insanın önünde…

13. Peki ya Türkiye’ye döndükten sonra bu iş nasıl devam etti ve ediyor? Kimlerin eline düştüm? Buna kimler izin veriyor? BU KADAR İNSAN HAKLARI İHLALİ NASIL YAPILABİLİR? Bunlar kendilerini Tanrı mı zannediyorlar? Sürekli kulaklarım çınlıyor… Vesaire…

14. BUNLARDAN NASIL KURTULABİLİRİM?

15. En önemlisi, bunlar çevremdeki kişilere de bulaştı mı?

16. Moskova’ya Metiş Epik Holding şirketiyle gittim. Ancak işi tek şartla kabul etmiştim: ‘Yalnız kalacaksam, gitmek istemem’ demiştim. Şefim mimar Gözde Hamamcıoğlu’yla kalacağım söylenmişti. Ancak oraya gidince iş değişti. Ve başıma bunlar geldi… Korktum… Çok korku yaşadım. Bu bir kör savaştı: Yumruklar geliyordu ama nereden geliyordu göremiyor, bilemiyordum.

17. Ben orada şantiyemizdeki üç kişilik ekipten biri olan Gökmen isimli inşaat mühendisi bir arkadaşın bilgisayarını ödünç aldığımda, Fethullah Gülen’le ilgili videolar bulmuştum. Ve ben Amerikan politikalarını, adı geçen şahsı tasvip etmem ve bunu konuşmaktan da çekinmedim… Bundan sonra eylemleri artmış olabilir mi?.. Bilmiyorum…

18. 18 Nisan 2011 günü Çanakkale’de tez konum olan Eski Hastane üzerine sunum yapmak üzere bilgisayarda çalıştığım Cumartesi gecesi saat 3’te bilgisayarımı kapattım ve sonra açılmadı bilgisayar. Ama Allah’ın sevgili kulu olduğumu düşünüyorum; arkadaşımın bilgisayarında sunum yapmak üzere çalışmamı aktarmıştım. Sunumu vali yardımcısı, belediye başkanı da izledi, beğendiler; daha önemlisi adı geçen hastane binası ve arsası MSB’ye ait ve elinden alınmak isteniyor. Restore edilirse milyon dolarlar… Makalem ‘Aynalı Pazar’ dergisinde yayınlandı, ancak en önemli kısımları kırpılmıştı; kaynak olarak gösterdiğim, İngiliz ve Fransız uçaklarınca bombalandığı yazılı olan Osmanlı arşiv belge numarası yayınlanmadı. Ulusal hakemli bir başka yerel dergide de bir başka yazım Nisan 2011’de yayınlanacaktı. Gazeteci, araştırmacı olduğunu söyleyen bazı kişilerce, ‘bu belgelere -Osmanlı arşivi- güven olmaz, yalan bunlar, insanları galeyana getirecek şeyleri yazmayın’ dendi… Söz konusu derginin bağlı olduğu dernek başkanı görevden alındı. Senede iki kez yayınlanan derginin bu sene bir kere yayınlanacağı söylendi. Merak ediyorum, yazım yayınlanacak mı? Ya da nasıl bir hâle getirilip yayınlanacak?

Kendimden bahsedeyim: 1975 Ankara doğumluyum. İTÜ Mimarlık Lisans, İTÜ Restorasyon Yüksek Lisans mezunuyum. Babam emekli subay, annem emekli öğretmendir. Hep başarılı bir çocuktum. Lise vasattı. Hep hassas bir çocuktum. Hâlâ da öyleyim maalesef… Evliyim, çocuğum yok… Yakın zamanda düşük yaptım, iki haftalıktı…

S.Y.K.

Y. MİMAR RESTORATÖR”

 

S.Y.K., Dışişleri Bakanlığı`na yazdığı suç duyurusunu ise şöyle bitiriyor:

 

- “Sayın Yetkili,

Artık bu suça ortak olmasın kimse lütfen, hakkımdaki gizli protokolleri öğrenmek istiyorum; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bilgi edinme hakkımı kullanmak istiyorum. Ekteki dosyayı lütfen okuyunuz. Bilirken susmayın!!!

Saygılarımla,

S.Y.K.

DOĞUM TARİHİ / YERİ: 1975 / ANKARA

EĞİTİM: İ.T.Ü. MİMARLIK F. MİMARLIK BÖLÜMÜ (‘99 MEZUNU)

İ.T.Ü. FBE RESTORASYON PROGRAMI YÜKSEK LİSANS EĞİTİMİ (2010 Mezunu)

2 Temmuz 2011”  
 

S.Y.K.`nın, yaşadığı Zihin Kontrolü mağduriyeti hakkında resmî-gayriresmî makam ve mercilere gönderdiği yazı ve suç duyurularında, en başta sözünü ettiğimiz bir makalemizden iktibaslar yaparak, yaşadıklarına paralellik arzeden fizikî ve zihnî tesirleri ihtiva ettiğini söylediği bölüm:

 

TELEGRAM VE ETKİLERİ

- “Uluslararası ASKERÎ SİLAH literatüründe “ÖLDÜRÜCÜ OLMAYAN” (Non-lethal) kategorisindeki “ELEKTROMANYETİK SİLAHLAR” (Electromagnetic Weapons) arasında çok özel bir yeri olan "ZİHİN KONTROLÜ" (Mind Control) yâni TELEGRAM, hem o silâhı, hem de o silâhın etki alanını ifade eder. TELEGRAM, herşeyden önce bir “cihaz” veya “cihazlar bütünü”ne dayanır. Mesele, “şunu şöyle söylediler, duygu ve düşüncelerimizi manipüle ettiler” meselesi değildir burada.

TELEGRAM’da, çok kaba bir ifadeyle, göz ve kulak gibi aslî duyular “by-pass” edilerek, yâni DOĞRUDAN BEYNE normal yahud anormal görüntü ve sesler nakledilerek, vücudun istenilen kısımlarına acı verme gibi metodlarla da desteklenerek, “hedef kişi”nin iradesi kırılmaya ve zihnen “kontrol” altına alınmaya çalışılır. Bu süreçte, “hedef kişi”den gelen beyin dalgaları çözümlenerek, o kişinin duygu ve düşünceleri de “okunur”.

TELEGRAM saldırısı neticesinde “hedef kişi”de meydana gelen etkilerin bazılarını –literatüre geçtiği hâliyle- şu şekilde sıralamak mümkündür:

1. Bir sebebi olmadığı hâlde, kulaklarda sürekli çınlama.

2. Fizikî ve ruhî bir sebeb yok iken, elektrik çarpmasına benzer bir duyguyla âniden uykudan uyanma.

3. Uyarıcı bir madde kullanılmadığı hâlde, gece yatarken uzun süre güçlü bir uyanıklık hâli hissetme.

4. Vücutta, özellikle kol ve bacaklarda iğne batmasına benzer acı ve yanmalar.

5. Vücutta, özellikle kol, bacak ve parmaklarda âni kramplar ve sık sık kas atmasına benzer titremelerin olması.

6. Vücutta, özellikle yüz ve kasıklarda şiddetli kaşıntılar.

7. Dinlenme hâlinde olunduğu hâlde, âni kalb çarpıntısı ve stres duygusu.

8. Bilinir bir sebeb yokken vücut sıcaklığında âni yükselme ve âni terleme hâli.

9. Yorgun olunmadığı hâlde, vücuda âni bir yorgunluk ve hâlsizliğin çökmesi.

10. Baş ve vücudun çeşitli bölgelerinde âniden başlayan ve âniden biten ağrılar.

11. Kafada tansiyon yüksekliğine benzeyen bir şişkinlik ve saç derisinde yanma hissi.

12. Aşırı unutkanlık; düşünülen bir şeyin zihinden âniden silindiği veya düşüncelerin aktığı hissi.

13. Cinsî organda titremeler ve sebebsiz ereksiyon veya orgazm.

14. Sebebsiz olarak, aşırı heyecanlanma, sinirlenme, üzüntü, ümitsizlik gibi duygular, sıradan olaylara aşırı tepkiler verme.

15. Gözler kapatıldığında, hattâ açıkken, gözün önünde üç buudlu resimler canlanması.

16. Şuursuz olarak sürekli zihinde birşeyleri tekrarlama.

17. Kafa içinde nereden geldiği belli olmayan ses veya gürültüler duyma.

18. Görülen ve duyulan herşeyin sanki birileri tarafından izlendiği ve zihnin okunduğu duygusuna kapılma.

19. Bulunulan herhangi bir yerde, sık sık, cisimlerin ısı değişimlerinde çıkardığı seslere benzeyen çıtlama sesleri duyma.

20. Kol saati ve benzeri şahsî cihazlarda bulunan pillerin, normal ömürlerinden daha kısa bir sürede bitmesi.

21. Hafıza kaybı ve davranış bozuklukları.

22. Duyulan sesin yönü, şiddeti ve muhtevâsının değişmesi.

23. Göz kapaklarının denetlenerek, konuşmanın bozulması.

24. Zahmetli işler sırasında omuzlar ve kollar zorlanarak kazalara sebeb olma. Bir şey yaparken dirseklerin dürtüklenmesi ve işe engel olma. Bacaklarda ağrı ve gereksiz hareketlenme, sağ ve sola sallanma ve aşırı sertleşme.

25. Ayağın zor ulaşılan yerlerinde kaşınma ve kızarmalar.

26. Sırttaki büyük kaslarda kasılmalar.

27. El hareketlerinin kontrol edilmesi.

28. Düşüncelerin okunması yahud dışarıdan düşünce nakledilmesi.

29. Rüyaların kontrol ve manipüle edilmesi.

30. Hareket eden hayalî görüntüler görülmesi.

31. Göz kapaklarının sürekli açık tutturulması.

32. Sürekli kulak çınlaması.

33. Çene ve dişlerin sebeb yokken titremesi.

34. Sindirim sistemi ile alâkalı olarak, bağırsak hareketlerinin kontrol altına alınması.

Bu silahı diğer konvansiyonel silahlardan ayıran -yukarıda saydığımız özelliklerinin dışındaki bir diğer- hususiyeti de; "KİŞİYE ÖZEL" ve "AYARLANABİLİR" olması, yâni hedef kişinin fizik, ruh ve beyin yapısına göre saldırı imkânı sağlaması. Şöyle ki, hedef kişi dışında kimsenin duyamayacağı seslerle beraber, kimsenin göremeyeceği görüntüleri nakledebilmenin sözkonusu olduğu ve bunun da “mevcut sahne”de görev alan “emir eri” veya “gönüllü” piyonların bulunduğu bir ortamda yapıldığı düşünülürse, hedef kişinin her yönden kuşatılmaya çalışıldığı, tamamen çökertilip kontrol altına alınmak istendiği anlaşılır. Hâdisenin sadece ses ve görüntü “alışveriş”inden ibaret kalmadığı ve yine bu elektromanyetik silahla MAXIMUM PAIN (En Üst Seviyede Acı) vermenin operasyona dâhil edildiği gözönüne alınırsa, TELEGRAM’ın korkunçluğu daha da aydınlanır.” (*)

Yukardaki 34 maddelik bölümün çok az bir kısmı dışında, çoğunun kendi durumuna uyduğunu; yaşadıklarını ifâde ettiğini söylüyor S.Y.K. hanım; belli maddelerin altını ise özellikle çizerek işaretliyor.

 

* Akademya Dergisi, II. Dönem, Sayı 2, Eylül-Aralık 2011

http://www.yeniakademya.org/yazarkonu-68-reha_suvari-381-askerî_silah_telegram___zihin_kontrolu_.html

 

KAYNAK: Reha Suvari, “Türk Zihin Kontrolü Mağdurları: Yüksek Mimar S.Y.K.”, Haftalık Baran Dergisi, Sayı 339, 11 Temmuz 2013.

Yazdır Paylaş
Diğer Akademya Dergisi Yazıları
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11
r
GaziSOFT Php Profesyonel Haber Yazılımı